Hayati Tehlike: Sessiz Kroner Kalp Hastalıkları

Dünya sağlık örgütü verilerine göre insan yaşamını tehdit eden bulaşıcı olmayan hastalıkların başında kalp ve damar hastalıkları gelmektedir.

Hayati Tehlike: Sessiz Kroner Kalp Hastalıkları

kroner kalp hastalıkları

Dünya sağlık örgütü verilerine göre insan yaşamını tehdit eden bulaşıcı olmayan hastalıkların başında kalp ve damar hastalıkları gelmektedir. Kalp ve damar hastalıklarının en sık görüleni ise koroner kalp hastalıklardır. Giderek artan stresli yaşam, sağlıksız beslenme ve hareketsiz yaşam bu hastalığın oluşmasında en önemli etmenler olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu risk faktörlerinin yol açtığı kalp hastalıkları, günümüzde çok daha erken yaşlardan itibaren görülmektedir. Bırakın 40’lı, 30’lu yaşları artık 20’li yaşlarda çok ciddi tedavilere gereksinim duyulabilen hastaların her geçen gün sayısı artmaktadır.

Koroner arter hastalıkları, bulgularını sıklıkla göğüs ağrısı olarak vermektedir. Ama asıl bilinmesi gereken her zaman bir göğüs ağrısı şeklinde bulgularla karşımıza çıkmadığıdır. Bazen bir mide ağrısı, bazen bir diş ağrısı, bazen ise bir sırt ağrısı şeklinde olabileceğidir. Bütün bu yanıltıcı bulgulara rağmen asıl önemli olan unsur ise, seyrek olmamakla birlikte ağrısız ve hiçbir bulgu vermemesidir. Bu durum hastanın hastalığıyla ilişkili farkındalığının ortaya çıkmasını engelleyen bir durumdur. Hasta çoğunlukla hasta olduğunu kabul etmez. Bu sebeple herhangi bir hekime başvurma gereksinimi de duymaz. Bu durum tehlikenin başlangıcının en kritik noktasıdır. Bu hastalar çoğunlukla evinde, yatağında, iş yerinde kalbi durmuş olarak bulunur. Hastanın hasta kalbinde seyreden bu sürece sessiz iskemi adını vermekteyiz. Özellikle şeker hastalarında sık gördüğümüz bir tablo olmasına rağmen, öncesinde herhangi bir başka bir hastalığı olmayan hastalarda da görülebilmektedir.

Şikayeti olmayan bir hastada bu durumun tespit edilmesi ancak ve ancak titiz bir şekilde yapılabilen sağlık kontrolüyle mümkün olabilmektedir. Sessiz iskemi tablosundan şüphelenilen durumda ileri inceleme yöntemlerine gerek duyulabilmektedir. Tedavideki en önemli sorun herhangi bir şikayeti olmadığı halde hastanın sorununu kabullenmesi ve önerilecek tedavi seçeneklerinde karar kılmasıdır. Tespit edilen sorun ciddiyet ve risk durumuna göre uygun olabilecek tedavi seçenekleri seçilmelidir.